Politics :: Europe
Ce n'est pas la vie!
Wrote by koykahvesi on Mar 14th 2008 at 11:27 AM.Hapisten bir hükümlü çıkar yeni. Ordan burdan birkaç eski arkadaşını toplar, liderliğe soyunur. Çok geçmeden mazlum edebiyatıyla ve Kasımpaşa jargonuyla, yeni bir yüze hasret memleketimin güzel insanlarını ardına toplar. Amerika'dan icazetini alır, yasaları değiştirir, ortamı hazırlar, başbakan olur.
Devleti soymaktan başka tecrübesi olmayan bir şahsı hazinenin kapısına bekçi tayin eder. Devleti bölmeye çalışan, huzur bozan, haraç kesen bir mafya babasının babasına da güvenliği emanet eder.
Oğullar gemicikler alır, yumurta haşlar, mısır satar, racon keser. Bu güven ortamında ekonomiyi de düzeltirler, Türk devletinde dolar üzerinden maaş dağıtılır, haraç kesilir, ekmek satılır. Emeklilerinin rahatını düşünen vatansever büyükler, mezarlıklara bile bankamatik açtırır.
Şehitlerimizin kellesinden paça çorbası yaptırır, saygı gösterdiği teröristlerle aynı masada afiyetle içer. Kasımpaşa'ya yakın olsun diye Merkez Bankası'nı taşıtır. Bilgisayar oyunu oynadığını sanır, askerlerini savaşa sürer; babası Amerika'dan yeter oğlum bugün erken yat çok oynadın der, bunun üzerine onurunu, şerefini savaş alanında bırakır geri döner. Hayatı zaten hep dönmekle geçmiştir. Dünya döner, o da döner. Kendi değişir, memleketi de değiştirir. Halkı ezilmeye alıştırır, değişen halk yine değişenin peşinden gider. Toprağından defedilmiş, denize dökülmüş halk yılana sarılır. Ne kobra ne anakonda bu yılanla baş edemez.
Kılıktan kılığa girer. Misyonerliği resmileştirir, devletçikler kurmaya hevesli vakıfların ülkede kamp kurmasının önünü açar. Ortaya yem atar, türban ile suni gündem yaratır, halkı bölerek kutuplaştırmayı başarır. Onun misyonu, onun başarısı, birleştirmek değil bölmektir.
Havlayan itin kedisini bağrına basar; akbabalar, çakallar konseyine yeni bir leş yiyen kazandırır. Devlet onurunu, milletin şerefini iki paralık eder, ayaklar altına alır.
Her geçen gün zenginleşen memleketimde hala sokaklarda başına poşet geçirip yatan evsizler, açlıktan taşı kaynatıp çorba niyetine içen işsizler, aşsızlar vardır. Kameralar Etiler'e çevrilmiştir; Aksaray'ı, Güngören'i kimse görmez.
Bundan on sene önce bu yazıyı okuyan kimse bunların olacağına inanmazdı. Artık bu günleri yaşayan insanlar, güzel yarınların geleceğine inanmıyorlar. Bu milletin inancını elinden aldılar, umudunu yokettiler.
İşte bu, Türkiye'deki hayattır. Her ne kadar bir Fransız buna hayat diyemeyecek olsa bile. Bize yaşarken ölmeyi öğreten bu hikayenin tamamen hayal ürünü olan kahramanlarına ve bu gerçeklere Fransız kalanlara teşekkürler ediyoruz.
Devleti soymaktan başka tecrübesi olmayan bir şahsı hazinenin kapısına bekçi tayin eder. Devleti bölmeye çalışan, huzur bozan, haraç kesen bir mafya babasının babasına da güvenliği emanet eder.
Oğullar gemicikler alır, yumurta haşlar, mısır satar, racon keser. Bu güven ortamında ekonomiyi de düzeltirler, Türk devletinde dolar üzerinden maaş dağıtılır, haraç kesilir, ekmek satılır. Emeklilerinin rahatını düşünen vatansever büyükler, mezarlıklara bile bankamatik açtırır.
Şehitlerimizin kellesinden paça çorbası yaptırır, saygı gösterdiği teröristlerle aynı masada afiyetle içer. Kasımpaşa'ya yakın olsun diye Merkez Bankası'nı taşıtır. Bilgisayar oyunu oynadığını sanır, askerlerini savaşa sürer; babası Amerika'dan yeter oğlum bugün erken yat çok oynadın der, bunun üzerine onurunu, şerefini savaş alanında bırakır geri döner. Hayatı zaten hep dönmekle geçmiştir. Dünya döner, o da döner. Kendi değişir, memleketi de değiştirir. Halkı ezilmeye alıştırır, değişen halk yine değişenin peşinden gider. Toprağından defedilmiş, denize dökülmüş halk yılana sarılır. Ne kobra ne anakonda bu yılanla baş edemez.
Kılıktan kılığa girer. Misyonerliği resmileştirir, devletçikler kurmaya hevesli vakıfların ülkede kamp kurmasının önünü açar. Ortaya yem atar, türban ile suni gündem yaratır, halkı bölerek kutuplaştırmayı başarır. Onun misyonu, onun başarısı, birleştirmek değil bölmektir.
Havlayan itin kedisini bağrına basar; akbabalar, çakallar konseyine yeni bir leş yiyen kazandırır. Devlet onurunu, milletin şerefini iki paralık eder, ayaklar altına alır.
Her geçen gün zenginleşen memleketimde hala sokaklarda başına poşet geçirip yatan evsizler, açlıktan taşı kaynatıp çorba niyetine içen işsizler, aşsızlar vardır. Kameralar Etiler'e çevrilmiştir; Aksaray'ı, Güngören'i kimse görmez.
Bundan on sene önce bu yazıyı okuyan kimse bunların olacağına inanmazdı. Artık bu günleri yaşayan insanlar, güzel yarınların geleceğine inanmıyorlar. Bu milletin inancını elinden aldılar, umudunu yokettiler.
İşte bu, Türkiye'deki hayattır. Her ne kadar bir Fransız buna hayat diyemeyecek olsa bile. Bize yaşarken ölmeyi öğreten bu hikayenin tamamen hayal ürünü olan kahramanlarına ve bu gerçeklere Fransız kalanlara teşekkürler ediyoruz.
Rate This Article: 









Comments (2)
Add a new comment:
Latest Comments
Şener Eruygur hastaneye kald...
Mustafa Balbay da serbest bır...
"Bizim onur kelepçemiz sizin...
"Tercüman Genel Yayın Yönet...
Adamı bir yıl boyunca tutukl...
“Ergenekon soruşturması”...
Tamamen katıldığımı ve altına imzamı atabileceğimi söyleyebileceğim emsalde bir paylaşım...
Teşekkürler
(12/05/2008 12:13)
Değerli görüşleriniz için çok teşekkür ederim. İnsanları bilinçlendirmekte fayda var. Olaylara Fransız kalmamalıyız.
Esenlikler dilerim....
(14/05/2008 01:39)